Hiç yaşamınızı geriye doğru düşündüğünüz oluyor mu?
Geriye dönebilseydim şunları asla yapmazdım dediğiniz şeyler var mı? Yaşam tecrübesi denilen şey, pişmanlıkların biriktiği gizli bir kasa mı?
Ben, yaşamın zamansal karelerden oluştuğunu düşünürüm.
Kendi karelerimi on yıllık dilimlere bölüyorum.
Her karede öyle çok asla yapmazdım dediğim yada keşke “Şöyle yapsaydım” dediğim şeyler varki.
Mesala, aşkı kendimize “ideolojik” nedenlerle yasakladığımız yaşamımın, ikinci on yılında,dolu dolu aşık olsaydım keşke.
Bana ne ulan sizin Brejnev’inizden, Deng Siao Pıng’inizden ben onu seviyorum deseydim.
Sonra hiç bir şeye aldırış etmeden sarhoş olsaydım ve şiirler okusaydım yıldızlı bir gecesinde Diyarbakır’ın.
O kadar ağır başlı ve kendisini durmadan kontrol eden soğuk bir nevale olmasaydım.
Ağız dolusu kahkahalar atsaydım mesela, sosyal emperyalizmi tartıştığımız resmi bir toplantıda.
Sonra, herkesin ciddiyetle Ailenin, Özel mülkiyetin ve Devletin kökeni’ni, Anti-Dühring gibi kitapları okuduğu bir yerde ben iç cebimden Red Kit çıkarıp okusaydım örneğin.
Sonra, aşık olduğum kızın gözlerini, ülkem kadar seviyorum diyebilecek cesaretim olsaydı.
Ve asla, içinde tek tutuklusunun kendimiz olduğu cezaevleri kurmasaydık kendi içimizde. Bütün ideolojilerin canı cehenneme, ben sadece insan olarak kalmak istiyorum diyebilseydim mesala bir miting alanında. Sonra mı? Sonra yürüyüp gitseydim, zozanlarında gezseydim ülkemin. Aşiret çadırlarının konuğu olsaydım.
Ülkemin her karesini ve her karesinde yaşayan sıradan basit insanlarıyla tanışsaydım.
Ben hiç konuşmasaydım, onlar hep anlatsaydılar yalın halleriyle. Günlük yaşamlarını, acılarını,sevinçleri, aşklarını dinleseydim sadece.
Karlarla kapanmış bir serhad köyünde Kürt kahramanlık öykülerini dinleseydim, çayımı sıcacık yudumlarken....
Geçmiş hep yanı başınızda. Gelecek, yanıltıcı bir serap gibi ulaşılmaz bir uzaklıkta hayasızca gülümsüyor. Rüyalarımız, günlük konularımız bize ait ne varsa geçmişe ait.
Ve biz yarı düş, yarı gerçeklik içeren geçmişle gelecek arasında salınıp duruyoruz.
Geleceğe umutlar biriktiriyoruz sadece. Bıkmadan biteviye.
Çocuksu bir arsızlıkla gülümsüyoruz acılarımıza.
Kendimizi tüketerek yeniden başlıyoruz kaldığımız yerden.
Ulaştığımız yerin, aslında başladığımız yer olduğu gerçeği şaşırtmıyor artık.
Ucu hep başa dönen sarmal bir helezon içinde, ileriye gittiğimizi sanıyoruz
Kılıçları kendisine dönük ahir zaman silahşörü gibi, kendimizi yaralıyoruz durmadan.
Zamanı sebil su misali harcayan mirasyediler gibiyiz.Tüketiyoruz. Aşkları, sesleri, renkleri güzele ait ne varsa. Sadece tüketiyoruz.
Koşanların, kendilerini çılgınca bitirdiği maraton koşusundayız.
Sevmiyoruz. Kendimizi, başkalarını ve sevmemiz gerekenleri.
Suya yansıyan kendi görüntüsüne aşık Masal insanı gibi kendi varlığımızı yaşamın “Hikmeti sebebi”sanıyoruz.
Ve tükettikçe aslında kendimizi tükettiğimizi anlamıyoruz bile. Tüketiyoruz, sadece tüketiyoruz.
Aşkları,sesleri,renkleri ve güzele ait ne varsa.
Tükeniyoruz...
|