Ölümden Öteye Ayrılık Olur Yarimin Yanında Can Verip kalsam

16/5/2006 - KIZA BİR PARTİDE RASTLAMIŞTI

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi... O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...

 

 

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

16/5/2006 - “Nerden bileceksin”

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun? Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek. Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? 'Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda bos yere saatlerce havadan sudan söz etmek. Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun? Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek.Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek. Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun? Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak.Senin yanında olan seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak. Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun? Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana...Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte.Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek...Ayni mekanlarda aynı yiyecekleri yemek. Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun? Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak...Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak. Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun? Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek...Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde.Kanadıkça tuz yerine göz yaşlarımı basmak yüreğime. Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu...Özlemezdim seni yanımdayken... Kıskanmazdım.Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda...Yıldızlara aya dert yanmaz böyle her şarkıda sarhoş olmazdım. Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni !!!seni çok seviyorum askım sen bana tanrının bir hediyesisin!!!
1 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/5/2006 - HİÇ YAŞAMINIZI GERİYE DOĞRU DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ OLUYOR MU

Hiç yaşamınızı geriye doğru düşündüğünüz oluyor mu?

Geriye dönebilseydim şunları asla yapmazdım dediğiniz şeyler var mı?
Yaşam tecrübesi denilen şey, pişmanlıkların biriktiği gizli bir kasa mı?

Ben, yaşamın zamansal karelerden oluştuğunu düşünürüm.

Kendi karelerimi on yıllık dilimlere bölüyorum.

Her karede öyle çok asla yapmazdım dediğim yada keşke “Şöyle yapsaydım” dediğim şeyler varki.

Mesala, aşkı kendimize “ideolojik” nedenlerle yasakladığımız yaşamımın, ikinci o­n yılında,dolu dolu aşık olsaydım keşke.

Bana ne ulan sizin Brejnev’inizden, Deng Siao Pıng’inizden ben o­nu seviyorum deseydim.

Sonra hiç bir şeye aldırış etmeden sarhoş olsaydım ve şiirler okusaydım yıldızlı bir gecesinde Diyarbakır’ın.

O kadar ağır başlı ve kendisini durmadan kontrol eden soğuk bir nevale olmasaydım.

Ağız dolusu kahkahalar atsaydım mesela, sosyal emperyalizmi tartıştığımız resmi bir toplantıda.

Sonra, herkesin ciddiyetle Ailenin, Özel mülkiyetin ve Devletin kökeni’ni, Anti-Dühring gibi kitapları okuduğu bir yerde ben iç cebimden Red Kit çıkarıp okusaydım örneğin.

Sonra, aşık olduğum kızın gözlerini, ülkem kadar seviyorum diyebilecek cesaretim olsaydı.

Ve asla, içinde tek tutuklusunun kendimiz olduğu cezaevleri kurmasaydık kendi içimizde. Bütün ideolojilerin canı cehenneme, ben sadece insan olarak kalmak istiyorum diyebilseydim mesala bir miting alanında.
Sonra mı? Sonra yürüyüp gitseydim, zozanlarında gezseydim ülkemin. Aşiret çadırlarının konuğu olsaydım.

Ülkemin her karesini ve her karesinde yaşayan sıradan basit insanlarıyla tanışsaydım.

Ben hiç konuşmasaydım, o­nlar hep anlatsaydılar yalın halleriyle. Günlük yaşamlarını, acılarını,sevinçleri, aşklarını dinleseydim sadece.

Karlarla kapanmış bir serhad köyünde Kürt kahramanlık öykülerini dinleseydim, çayımı sıcacık yudumlarken....

Geçmiş hep yanı başınızda.
Gelecek, yanıltıcı bir serap gibi ulaşılmaz bir uzaklıkta hayasızca gülümsüyor.
Rüyalarımız, günlük konularımız bize ait ne varsa geçmişe ait.

Ve biz yarı düş, yarı gerçeklik içeren geçmişle gelecek arasında salınıp duruyoruz.

Geleceğe umutlar biriktiriyoruz sadece. Bıkmadan biteviye.

Çocuksu bir arsızlıkla gülümsüyoruz acılarımıza.

Kendimizi tüketerek yeniden başlıyoruz kaldığımız yerden.

Ulaştığımız yerin, aslında başladığımız yer olduğu gerçeği şaşırtmıyor artık.

Ucu hep başa dönen sarmal bir helezon içinde, ileriye gittiğimizi sanıyoruz

Kılıçları kendisine dönük ahir zaman silahşörü gibi, kendimizi yaralıyoruz durmadan.

Zamanı sebil su misali harcayan mirasyediler gibiyiz.Tüketiyoruz. Aşkları, sesleri,
renkleri güzele ait ne varsa. Sadece tüketiyoruz.

Koşanların, kendilerini çılgınca bitirdiği maraton koşusundayız.

Sevmiyoruz.
Kendimizi, başkalarını ve sevmemiz gerekenleri.

Suya yansıyan kendi görüntüsüne aşık Masal insanı gibi kendi varlığımızı yaşamın “Hikmeti sebebi”sanıyoruz.

Ve tükettikçe aslında kendimizi tükettiğimizi anlamıyoruz bile. Tüketiyoruz, sadece tüketiyoruz.

Aşkları,sesleri,renkleri ve güzele ait ne varsa.

Tükeniyoruz...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

16/5/2006 - İŞTE ERKEKLERİN BİRER MELEK OLDUKLARININ KANITI

Birgün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan
ağacın dallarını keserken baltasını suya düsürür.
"Aman tanrım" diye bağırdığında bir peri belirir ve
"Ne diye bağırıyorsun?" der.
Ormancı baltasinı suya düşürdüğünü ve yaşamını
sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.
peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir.
"Baltan bu muydu?" diye sorar. ormancı "hayır" diye cevaplar.
Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile tekrar
belirir ve yine sorar.
"Baltan bu muydu? "ormancı yine "hayır" diye cevaplar.
peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile
tekrar belirir ve yine sorar.
"baltan bu muydu?" ormancı "evet" der.
Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü
de kendisine verir. Ormancı mutlu bir şekilde evine döner.

Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken
karısı suya düser.
Ormancı "aman tanrım" diye bağırır. peri yine belirir ve sorar.
"ne diye bağırıyorsun?" ormancı "karım suya düştü der.
Peri suya dalar ve jennifer lopez le birlikte geri döner.
"Senin karın bu mu?" diye sorar. ormancı "evet" der.
Peri sinirlenmiştir. "yalan söylüyorsun. gerçek bu değil" der.
Ormancı "özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu.
eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine
Zeta-Jones ile geri dönecektin, o na da hayır deseydim karımla
dönecek ve her üçünü de bana verecektin. ben fakir bir adamım ve
üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim.
Jennifer Lopez e evet dememin sebebi budur.

Bu hikayeden alinacak ders :
Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni
vardir ve bu başkalarının yararı içindir.
Kendileri için birşey istiyorsalarsa ekmek çarpsındır :-))

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/5/2006 - GÜLLEREDE KÜSTÜM

HERŞEYE KÜSTÜM , GÜLLEREDE KÜSTÜM.

SEN KOKACAKLAR DİYE ONLARAD KÜSTÜM.

BİRGÜN SENİ HATIRLATACAKLAR DİYE

HİÇ ARKAMA BAKMADAN HEMDE

 

YALNIZ KALACAĞIM YERLER ARAYACAM

KİMSELER BULMASIN KİMSELER TANIMASIN BENİ

GÜNEŞEDE KÜSECEM ,GECEYEDE

SENİ NE HATIRLATACAKSA ONADA SIRT ÇEVİRECEM

 

BİLMEM NASIL YAŞARIM

NASIL OLUR GÜNLERİN MERHAMETİ BANA

HANGİ BASAMAKTA YER VERECEKKİ ZATEN HAYAT BANA

İÇİMDEKİ AŞK SOLDUKÇA

SEN OLMADIKÇA

BEN HAYATA DA KÜSECEM

ONA İNAT BU SEFER EYVALLAH DEMEYECEM

BIRAKMAYACAM O ÇILGIN AKIŞINA

BU SEFER KARARLARI BEN VERECEM

YA VERECEM YADA KÜSÜP GİDECEM

 

 

BELKİ BİR ÇOCUK GİBİ

BELKİDE AĞLAYACAM

AMA BENDE İNAT EDECEM YA BEN KAZANACAĞIM YADA KAYBEDEREK

GÖZLERİMİ YUMACAĞIM

 

 

 

BEN KAYBETTİM SEVGİLİ GÖZLERİMİ YUMUYORUM

HOŞÇAKAL..........

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

yollar hep uzundur kısa olması düşünülmemeli bir gün mutlaka oda bitecektir diye çıkıyorken yola kendimi hep ikna etmeyi başaracağımı biliyorum. saatler duracağı güne kadar üzülmek yok desemde içimde kalanları unutmayacağıma bir gün derin öfkemi bitmeyecek kinimi kusacağıma söz verdim ben ama yıkılmayacak kadar da güçlü olacağım . söz sana söz zalım hayat

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

haticem1
stuff
Blogcu Yardım